Düşüncenin Sınırı ve Dil

Özne ve dil arasındaki ilişki zorunluluktur. Çünkü insan düşünmeden ve düşündüklerini paylaşmadan beşer olmaktan kurtulamaz. Peki dili oluşturan insan ( tabii oluşturan gerçekten biz isek) şuan gerçekten hala dili yönetebiliyor mu, yoksa Hobbes’un “Leviathan” ı gibi dil tarafından ele geçirilmiş durumda mı?

 

İnsanların dillerindeki zenginlikleri kadar düşünebildiği iddiasının gerçeklik payı nedir?

Eğer böyle bir durum gerçekten söz konusuysa şuan geri kalmış bir milletin tek suçu atalarının dillerini yeterince zenginleştirememesi midir?

Bazı örneklere baktığımızda dillerin sonradan değiştirildiğini görebiliyoruz. Örneğin Türkçe gibi. Türklerin tarihine baktığımızda Osmanlı Türkçesinin bir çok açıdan daha zengin bir dil olduğunu farkediyoruz. Ve bu durumun gerçekten de o dönem ki bilim, sanat ve düşünce dünyalarını olumlu etkilediğini görüyoruz. Özellikle şiirlerdeki anlatım zenginliği insanı edebiyata hayran bırakıyor. Ancak bu durum Cumhuriyet Dönemiyle değişikliğe uğruyor. Türkçe’nin “milliyetçilik” akımı ile birlikte sadeleştirilmiş olması Türk Düşünce Tarihine olumsuz bir darbe vuruyor. Dildeki sadelik; anlatımı her ne kadar daha anlaşılır ve yalın kılsada, bir o kadar sade ve lezzetsiz bir sanata dönüştürüyor. Renkleri alınmış gökkuşağı insana ne kadar zevk verirse, divan şiirleri yanında cumhuriyet şiirleri o kadar zevk veriyor insana.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.