Ölüm, kadim bir alışkanlıktır…
Öylesine…
Bunca acı içinde en iyisi uyumak sanırım…
Sev-mek…
Baktığında ye-mek, iç-mek,
hatta yaşa-mak gibi,
sıradan bir fiil.
Ama öyle değil işte…
Yaşasın Yalnızlığım…
Kalp insanı hep hataya sürükler.
En iyisi aklınla yoluna devam edip, yalnız kalmak.
Yaşasın haklı ve gururlu yalnızlığım…
Ontolojik Hata!
İnsanlığın en büyük hatası,
hiçlik içinde var olma çabası…
Kırık Aynalar…
İnsanlık yere düşen ayna gibi,
her parçasında farklı bir yüz.
Tanınmaz hale geldik ama çeşitlilikten uzak,
hatta insanlıktan bile uzak…
Ölüm hakkı üzerine…
Dünya üzerindeki tüm hukukların ilk maddesi olan “yaşam hakkı” bir kandırmacadan ibarettir.
Çok mu?
Kafamda bir İsmet Özel şiiriyle, neşedertaşk dinleyip, Franz Kafka bakışıyla, Oğuz Atay okumak istiyorum.
Çok mu?
Anlam Zorluğu
“Nasıl” ını anlıyorum;
“Neden” ini anlayamıyorum…
Tarifsiz Acılar
“Tarifsiz acılar” tabirinde acının tarif edilebilir bir şeymiş gibi yansıtılması kadar saçma bir durum yok…
Nedir acının ölçüsü ki tarif edesin onu?
Babasını kaybeden çocuk mu daha acılı yoksa evladını kaybeden baba mı?
Acının içinde olan mı daha şanslı yoksa dışardan izleyip elinden hiçbir şey gelmeyen mi?
Velhasıl acının derecesi değil, geçmeyecek oluşu koyuyor insana…
Kafamda bir İsmet Özel şiiriyle, neşedertaşk dinleyip, Franz Kafka bakışıyla, Oğuz Atay okumak istiyorum.
“Nasıl” ını anlıyorum;
“Tarifsiz acılar” tabirinde acının tarif edilebilir bir şeymiş gibi yansıtılması kadar saçma bir durum yok…