Yüzüne kara çalmak geliyor bazen,
başka gözler görmesin diye seni…
Sessiz Çığlıklar
Sanma duymaz yakarışları.
Gözden düşen damlayı hisseden toprak.
Toprağı yaratan hissetmez mi o bakışları?
Anlam Zorluğu
“Nasıl” ını anlıyorum;
“Neden” ini anlayamıyorum…
Yol
Yola çıkmalı
Ama çıkmamalı yoldan.
Dost biriktirmeli,
Çünkü yol uzun ve zorlu.
Almalı seni yanlıştan dostlar ama olsanda yanlışta ayrılmamalılar yanından…
Yalnızlık
Nedir yalnızlık?
Bazen sessiz bir iç çekiş…
Bazen derin bir uyku.
Kibir
Halbuki yuların elinde olduğunu hatırlatırdı her sabah ve akşam,
Ama biz kibrimizden yemeği ve uykuyu keyif sandık…
Tarifsiz Acılar
“Tarifsiz acılar” tabirinde acının tarif edilebilir bir şeymiş gibi yansıtılması kadar saçma bir durum yok…
Nedir acının ölçüsü ki tarif edesin onu?
Babasını kaybeden çocuk mu daha acılı yoksa evladını kaybeden baba mı?
Acının içinde olan mı daha şanslı yoksa dışardan izleyip elinden hiçbir şey gelmeyen mi?
Velhasıl acının derecesi değil, geçmeyecek oluşu koyuyor insana…
Neden Felsefe?

Neden Felsefe?
İnsanlar hep bir merak fıtratı üzerine doğarlar.Şüphesiz ki bunun en büyük kanıtı 0-6 yaş grubundaki çocuklardır. 3 yaşına kadar bebekler etrafında gördüğü her şeyi tanımak için ağzına götürme eğilimindedir. Daha sonrasında ise dil öğrenilir ve ailelerin kabusu olan ve bitmek bilmeyen sorular başlar.
Yüzüne kara çalmak geliyor bazen,
Sanma duymaz yakarışları.
“Nasıl” ını anlıyorum;
Yola çıkmalı
Halbuki yuların elinde olduğunu hatırlatırdı her sabah ve akşam,
“Tarifsiz acılar” tabirinde acının tarif edilebilir bir şeymiş gibi yansıtılması kadar saçma bir durum yok…