Neden Felsefe?

Felsefeye Giriş

Neden Felsefe?
İnsanlar hep bir merak fıtratı üzerine doğarlar.Şüphesiz ki bunun en büyük kanıtı 0-6 yaş grubundaki çocuklardır. 3 yaşına kadar bebekler etrafında gördüğü her şeyi tanımak için ağzına götürme eğilimindedir. Daha sonrasında ise dil öğrenilir ve ailelerin kabusu olan ve bitmek bilmeyen sorular başlar.

Okumaya Devam Et

Kötülük Bir Canavara İhtiyaç Duyar mı? Hannah Arendt ve “Kötülüğün Sıradanlığı”

Kötülüğü nasıl hayal edersiniz? Kan dondurucu planlar yapan bir sosyopat, vicdanını tamamen kaybetmiş bir iblis ya da doğuştan karanlık bir ruh mu? Yüzyıllar boyunca edebiyat ve felsefe, kötülüğü hep “olağanüstü” ve “radikal” bir çerçevede ele aldı. Ta ki 1961 yılında, Kudüs’te cam bir kafesin içinde yargılanan sıradan görünümlü bir adam, tüm bu ezberleri bozana dek.

Okumaya Devam Et

Bilişsel Yükseliş ve Duygusal Enkaz: Algernon’a Çiçekler’de Zeka, Kimlik ve Yabancılaşma

Daniel Keyes’in başyapıtı Algernon’a Çiçekler, yüzeyde bilimkurgu sosuna bulanmış bir medikal deney öyküsü gibi görünse de; derinlerde insan bilincinin doğasına, zeka-duygu çatışmasına ve toplumsal ahlaka dair yazılmış en sarsıcı psikolojik trajedilerden biridir. Eser, yalnızca “Zeka nedir?” sorusunu sormakla kalmaz; “Zeka, insan olmak için tek başına yeterli midir?” varoluşsal krizini okurun zihnine adeta bir neşter gibi atar.

Okumaya Devam Et

Hakikatin Hükümsüzlüğü

Türkiye’de Neden “Haklı Olmak” Yetmez?

Türkiye coğrafyasında gerçeklerin, ne yazık ki, kendi başına bir hükmü kalmamıştır. Burada toplumsal yaşam, somut olgular üzerine değil, sarsılmaz inançlar üzerine inşa edilir. Ancak asıl trajedi, insanların bu inançları hür iradeleriyle seçtiklerini sanmalarıdır. Oysa ki bu inançlar birer tercih değil; korkuların, öfkelerin ve zihinsel tembelliklerin birer sonucudur.

Okumaya Devam Et

George R.R. Martin Okuma Rehberi

Westeros’a Nereden Başlamalı?

“Game of Thrones” dizisini izlediniz, “House of the Dragon” ile Targaryen tarihine daldınız ve artık kaynağa, yani kitaplara dönme vaktinin geldiğini düşünüyorsunuz. Ancak kitapçıya gittiğinizde ya da online sitelere baktığınızda karşınıza çıkan kalın ciltler, yan hikayeler ve ansiklopediler gözünüzü korkutabilir.

Okumaya Devam Et

Göğsümde gülü solmuş bülbülün gözyaşının ağırlığı var. Nefes alamıyorum. Bir gün önce ciğerlerim pespembe havayla dolarken şimdi katran kapladı yüreğimi. Anlam veremiyorum. Haykırmak istiyorum. Kurtulmak. Kırmak bütün kabuğumu ve çıkmak bu karanlıktan. Tek istediğim bu. Kendime acımak istemiyorum. Kendime acınmasını istemiyorum. Ama anlatmam lazım. Bu yükü tek başıma kaldıramam biliyorum. Hem intikam almak istiyorum. Hem aklımda hep aynı gülüşüyle kalsın istiyorum. Acı vermek istiyorum. Duyduğum acıyı hissetsin istiyorum. Bilmiyorum. Ne istediğimi ne hissetmem gerektiği ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Tek istediğim nefes alabilmek.

Okumaya Devam Et

Hayatın Anlamı ve Psikoloji Üzerine

İnsanın bir ruhu olduğu fikri oluşmadan önce bedensel hastalıklar dışında hiçbir durumu tedavi etme yoluna gitmemiş insanlar. Hatta o kadar ki anlaşılmayan hastalıklar üzerine kafa yoramayan bu şarlatanlar herkesi cadı diye yaftalayarak katledilmelerine sebep olmuş. Bir kaç bilim insanı bunu dile getirmiş olsa da ciddiye alınmamış ve yitip gitmiş fikirler. Taki dinler gelip insanların içinde bir ruh olduğu fikrine çoğunluğu ikna edene kadar. Her dönem olduğu gibi bilimin söylemleri dinin söylemleri kadar etkili olamamış. Muhtemelen insanların anlam veremediklerini yok sayma reflekslerinden ötürü. Uzunca bir süredir ruh üzerine yapılan çalışmaların ardından doğan psikoloji bilimi tüm insanlık için bir çıkış yolu olmuş sonunda. Sorun şu ki kendini bir tıp bilimi olarak kabul ettiren psikoloji, sadece tedavi amaçlı kalıplaşmış bir teknik olarak kalmış. Aslında tüm hayatımızı oluşturan beyin (biz) ve gerçeklik (dışımızdakiler) olgularının anlaşılması için büyük bir anahtar olmasına rağmen, gereken değeri görememiş. Öyleki günümüzde psikologlarla deliler arasında insanların kafasında doğrudan bir bağlantı var. Deli doktoru olarak görülen psikologlar, aslında gidilmemesi gereken ve üzerine konuşulması can sıkıcı bir tabu haline dönüşmüş durumda. Benimde üzerinde durmak istediğim konu zihnin işleyişi ve ruha etkisidir.  Varsayım ise gerçekliğin insan zihninden başka bir şey olmayışıdır. Yazının sonuç kısmını buraya yazarak aslında nereye varmak istediğimi anlayıp yazıyı bu fikir çerçevesinde okursanız daha anlamlı olacağına inanıyorum. Gerçeklik bizim yarattığımız bir tasarımsa eğer neden istediğimiz mutluluğa kavuşamayalım?

Okumaya Devam Et

Kötülük ve İnsan’a Dair

İnsan kötüyle doğrudan karşılaşmadığı sürece kavramasıda zor oluyor. Mesela ben ilk telefonumu çaldırana kadar hırsızlığın dizilerde olan bir şey olduğunu sanırdım. İnsanların birbirine bunu nasıl yaptığına hala anlam veremiyorum. Hatta insanın kendisine bunu nasıl yakıştırdığını asla anlamayacağım. Bir insanın başkasını aldatması nasıl bu kadar kolay olur? Aldatılan kimdir? Kötülüğe uğrayan mı yoksa bunu yapanın kendisi mi? Bir insanın güvenini çalmak sıradan bir olay mı gerçekten? Hayata dair her şeyini elinden almak değil mi bu? Aldatılan bir daha nasıl güvenecek? Ömür boyu başkalarından hep kötülük bekleyerek yaşamasına sebep olmak nasıl bir vicdana sığar? Kötülük bir kere yaşandığında insana dair ne kalır ki o bedende artık? 

Okumaya Devam Et

Yalnız Kitap

1000 sayfalık resimsiz kitabımda, Türkiye’de basılmış gibi yalnız hissediyorum kendimi. Kitap okuma oranı, saf sevgi barındıran ilişki oranından bile düşük olan bir ülkede kim okur ki beni. İçi dopdolu bir kitap yerine para basımında kullanılsaydı kağıtlarım keşke. En azından el üstünde tutulurdum yalandanda olsa. 

Okumaya Devam Et